AKTARLAR

Doğadan yaşam kaynağımız olan şifalı bitkiler günümüz dünyasında önemli bir yere gelmiştir. Daha uzun, sağlıklı yaşama ve yaşlanmayı geciktirme eğilimlerine paralel biçimde tıbbî bitkisel ürünlerin ve onlardan hazırlanan tıbbî çaylar, gıda destekleri ve bitkisel ilaçların kullanımında büyük bir artış yaşanmıştır.

Aktar, Attar olarak da bilinmektedir. Şifalı ve sağlığa faydalı bitkileri, baharatları, bulunduran satan ve hazırlayan kişiye aktar denir.Bitkilerin standardize farklı farmasötik formlarda tedavide kullanılması ( Fitoterapi) alanında tek muhatap ve otorite kabul edilme hedefindeki Eczacı Birlikleri ve Fitoterapi Dernekleri çalışmalarını yoğunlaştırmış da olsalar, hali hazırda şifalı otlarla tedavi denildiğinde aklımıza Aktarlar gelmektedir.Aktarlar; ilaçları alıcının şikâyetine göre bulundukları dükkânlarda kendileri hazırlardı. Bazen da alıcı yapacağı ilacın hammaddesini kendisi aktardan alır, ilacını yapardı.Bugün aktarların sattığı maddelerin çoğu halk hekimliğinde bulunmadığı gibi, eczacılıkta ve kozmetik sanayisinde kullanılmaktadır.

Aktarlığın tarihinin ne zaman başladığını ifade etmek oldukça güçtür. Ancak modern eczacılığın varlığından önceye dayandığı bilinmektedir. Oldukça eski dönemlerden bu yana bir yandan hastalıkların tedavisinde, bir yandan da yemeklerin daha lezzetli olmasını sağlamak amacıyla kullanılan baharat ve aktariye ürünleri, bu sebeplerden insanların hayatında önemli bir iştigal etmiştir.

Aktarlık babadan oğula geçen bir ocak mesleğidir. Günümüzde aktarlık, kökçülük veya baharatçılık ismiyle varlığını sürdürmektedir. Bunlar bazen dükkânlarında tütün, iğne, iplik, zarf vb. gibi küçük eşyalardan da satarak varlıklarını devam ettirmeye çalışmaktadırlar.

Doğadan gelen lezzet

Ülkemizde de oldukça yaygın olarak kullanılan, mutfaklarda yemeklerin vazgeçilmezi olan baharatlar sağlığımız için de oldukça faydalıdır.

Baharat; çeşitli bitkilerin tohum, çekirdek, meyve, çiçek, kabuk, kök, yaprak gibi kısımlarının bütün halde ve/veya parçalanması, kurutulması, öğütülmesi ile elde edilen; gıdalara renk, tat, koku ve lezzet verici olarak katılan doğal bileşikler veya bunların karışımıdır.Hindistan’a Hintliler, Hindistan demiyor. Kendi dillerinde ülkelerinin resmi adı Baharat. Hindu kutsal metinlerine dayanan Sanskritçe bir isimdir. Bir zamanların en kıymetli ticaret mallarından olan baharat da çoğunlukla bu ülkeden geldiği için, bu lezzet kaynakları ‘baharat’ adıyla tanımlanmış olabilir.  Bahar Arapça’ da koku anlamına gelir. Baharat ise çoğuludur yani kokular demektir.  Türkçe’ de yeniden çoğul yapılarak “baharatlar” olarak yerleşmiştir. Aroma sözcüğü ise Yunanlıların baharat için kullandığı eski bir sözcüktür.Otlar yemeğe daha çok güzel koku katar,baharatlar ise yemeğe aroma katarken lezzet de kazandırmaktadır. Ot ve baharatlar taze veya kuru kullanılabilir.

Hastalıklardan korumak, bağışıklık sistemini güçlendirmek veya sadece bedeninize enerji vermek için, baharatlardan faydalanabilirsiniz. Baharatların, antioksidan gücünden tutun da iltihap önlemeye kadar birçok faydası var. İçerdikleri eterik yağlar ve alkoloidlerden dolayı bakterisit etkiye de sahiptirler.

*Antioksidan gücü: Beta-karoten, selenyum, A, C ve E vitamini içeren antioksidanlar vücudumuzu kalp hastalıklarından kansere birçok hastalığa karşı koruyor.

 *İltihap önleyici özelliği: Baharatlar ve otların en büyük özelliği sivilce azaltmadaki etkinlikleridir. İltihaplar kalp rahatsızlıkları, alerji, hatta Alzheimer gibi hastalıkların habercisi olabilir.

*Zayıflatıcı etkisi: Baharatlar metabolizmayı hızlandırır, tokluk hissi yaratır, kilomuzu kontrol altına tutmamıza yardımcı olur.

Baharatlar başlangıçta sadece yabani bitkilerden elde edilmekteydi. Kullanımının artması ve çeşitlenmesiyle bitkilerin kültüre alınmasına başlanmıştır. Günümüzde baharatların büyük bölümü, tarımı yapılan bitkiden kaynaklanır. Gelişmiş ülkelerde yerli ve yabancı bitkiler daha çok kültüre alınmaktadır. Kalite ve temin açısından, kültür bitkilerinden üretilen baharatlar genellikle tercih edilir. Baharatların başlıca Hint Okyanusu, Akdeniz ve Karayipler’ de yoğunlaştığı görülmektedir.

Baharat yolu

Baharatın kullanımı insanlığın başlangıcına kadar uzanmaktadır. Baharat sayısız keşif ve buluşun kaynağı olmuş, tarihin önemli olaylarına yön vermiştir. Bu açıdan aktarlar ve baharat Anadolu’nun topraklarında ve dünyada önemli bir yere sahiptir. Sanayileşme ve şehirleşmenin yaygınlaşmasıyla birlikte bu bitkiler doğal üretim yöntemleri yanında yaygın şekilde üretilmeye ve işlenmeye başlamıştır. Başlangıçta kervanlarla ve küçük teknelerle pazara ulaştırılan ürünler zaman içinde deniz taşımacılığındaki gelişmelere bağlı olarak uzaklara taşınmaya başlamıştır. Hatta tıbbi ve aromatik bitkiler içinde önemli yer tutan baharatların ticaretteki öneminin artması, deniz ticaretinin gelişmesine güçlü gemilerle sömürgeci ülkelerin uzak denizlere açılmasına neden olmuştur. Eski dönemlerde ticaret yapmanın zorluğu, ancak bu ticareti yapmaya değecek ürünlerin varlığı ile açıklanabiliyordu. Yani taşınması için talebin olması gerekiyordu. Bu gözle bakıldığında karşımıza ilk çıkan ticaret yolu, Çin’den Avrupa’ya doğru olan İpek Yolu’dur. İpek Yolu, ticaret amacıyla kullanılan en eski yollardan biri olarak dikkati çekmekle birlikte, akılda kalan ve tarih kitaplarında oldukça önemli de bir yer tutan Baharat Yolu da önemli ticari faaliyetlerin yürütüldüğü bir güzergâh olarak karşımıza çıkmaktadır. Baharat Yolu, eski çağlarda, Uzakdoğu’yu Batı’ya bağlayan ticaret yollarından biriydi. Orta Çağ Avrupa’sında soyluların sofrasına girmeyi başaran ve oldukça rağbet gören baharat, çok önemli bir ticaret ürünü haline geldi. Pahalı olması sebebiyle çoğunlukla varlıklı kimselerin alabildiği baharatın ticareti, Çinliler tarafından milattan önce başlatılmıştı.

Baharat, doğudan Avrupa’ya iki ayrı yoldan getiriliyordu. Bunlardan ilki Orta Asya üzerinden geçen İpek Yolu’ydu. Ancak İpek Yolu, asıl itibariyle eski çağlarda Çin ipeğinin Roma’ya taşındığı yol olarak ün salmıştı. Bir diğer yol ise, Hindistan ve Seylan’dan (Sri Lanka) Kızıldeniz’deki Akabe Körfezi’ne, Yemen kıyılarına ya da Basra Körfezi’ne gelen deniz yoluydu. Bu kıyılardaki limanlarda gemilerden boşaltılan baharat karayoluyla Fenike ve Filistin kıyılarına, Mısır’da İskenderiye’ye ve Karadeniz’e ulaştırılır ve sonra yine deniz yoluyla Avrupa’ya taşınırdı. Baharat yolu olarak anılan bu güzergâh, Venediklilerin hâkimiyetinde bulunuyordu. Yolun önemli noktalarının Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyetine geçmesi ile birlikte yolun jeopolitik önemi de kavranmış oluyordu. Baharat üreten ülkeler ve baharat ticareti üzerindeki Venedik hâkimiyetinin kırılmasını isteyen Batı ülkeleri farklı yollar aramaya başladılar. Sonunda Vasco da Gama 1498’de Ümit Burnu’nu dolaşarak Hindistan yolunu açtı. KristofKolomb Batı Hint Adalarına, Macellan ise Güney Amerika’yı dolaşarak Doğu Hint Adalarına ulaştı. Böylece baharat üreten ülkelere yeni yollar açıldı. 

Baharatın Tarihimizdeki Yeri

Bir dönem ticareti ile kendi güzergâhını oluşturan ve insanların tüketmeye düşkün oldukları baharat, pek çok ülke ile birlikte Anadolu toprakları içinde önemli bir anlam taşıyordu. Bir taraftan ticarete aracı olunuyor ve Osmanlı İmparatorluğunun jeolojik önemi artıyor, diğer taraftan ise doğu toplumlarının özellikleri olan şifalı bitki özelliği ile damak tadına katkı sağlamak ve hastalıkları tedavi etmek için önemli bir araç haline geliyordu.Osmanlı zamanında Baharat Yolu ile Hindistan’dan ve diğer Doğu ülkelerinden gelen güzel koku ve baharatların satışıyla başlamış bu meslek, o dönemde ağırlıklı olarak Mısır Çarşısı’nda yapılıyordu, hatta çarşı adını içinde satılan malların Mısır’dan gelmesinden almıştı.

İstanbul’dan önceki başkent olması hasebiyle değeri yüksek olan şehirlerimizden Bursa’da, 14. yüz yıldan itibaren aktarlar ve aktarlık önemli bir yer edinmiştir. Şimdilerde de görülüp gezilen ve manevi havası ile insanların her daim görmeyi arzuladıkları, içindeki su sesi ile oldukça hoş bir havası bulunan Ulu Cami’nin hemen etrafında Uzun Çarşı, Attarlar Çarşısı, Sandıkçılar Çarşısı, Tuzpazarı Çarşısı olarak bilinen çarşılar hazırlanmıştır. Bursa’da başlayan merkezde pazar kurma geleneği İstanbul’da da devam etmiş, Uzun Çarşı yanında özellikle baharat kokularının hiçbir zaman eksik olmadığı Mısır Çarşısı önemli ticaret yerlerinden biri olmuştur. Hemen hemen her Osmanlı şehrinde yer alan aktarlar çarşısı ya da pazarı ise bu konuya verilen önemin bir diğer göstergesi olarak, gezip gördüğümüz her şehrimizde bizleri karşılamaktadır.

Tabiatın kaynağından sağlık ve doğallık

Evliya Çelebi’nin seyahatnamesine göre 17. Yüzyıl’da, İstanbul’da 2 binin üzerinde aktar yaşamaktaymış. O yıllarda ‘kökçü’ diye de çağırılan aktarlar, arabalar üzerinde zencefil, ravent, karanfil, biber, tarçın, sümbül yağı, sarısabır gibi 3 bin çeşit mal satarlarmış. Bugün aktarlık mesleği tüm dünyada eczacılığın temeli olarak görülüyor. 2000’li yıllara gelindiğinde modern yaşam ve etkileri insanoğlunu yeniden doğal gıdalara yönlendirdi.

Artık yorulunca ginseng kökü kaynatıyor, karnımız ağrıyınca biberiye çayı içiyoruz. Baharatları ise hiçbir zaman soframızdan ve yemeklerimizden eksik etmiyoruz. Bitki çayları,  macun türü karışımları ve Uzakdoğu’dan gelen bitkisel tabletleriyle ünlü. En çok satılan ürünler arasında İsveç şurubu, öksürük, taş, kanser ve zayıflamak için karışımlar ve macunlar var. Zayıflamak için hem çay, hem toz hem de macun bulunuyor. Satılan ürünlerin bir kısmı ithal bir kısmı ise Türkiye’nin belirli bölgelerinden özel olarak toplatılıyor.

Vejetaryen ve doğal beslenmeye yönelik, ekolojik tarımla üretilen her türlü ürün burada satılıyor. Çağdaş sağlık mağazalarından farkımız yok. Doğal kozmetik ürünleri, turşu, konserve ve bitkisel çaylar satıyoruz’ diyor. Bu aralar en çok kışa hazırlanmak, bünyeyi güçlendirmek için hazırlanan çaylar satılıyormuş. Akciğeri güçlendirmek için bal, ısırgan tohumu, polen ve arı sütü karışımı her daim popülermiş. Bitkiler özel olarak ambalajlanır, baharatlar açık satılır’ diyor. Karabiber,  pul biber, nane ve kekik gibi temel baharat ürünlerinin yanı sıra susamdan kişnişe, vanilyadan beyaz bibere, nar ekşisinden arı sütüne kadar sayısız ürün.  Organik kurutulmuş meyve, sebze, tahıl, bakliyat ve arı ürünleri de satılıyor. Arının kovan kenarına bıraktığı prepolis isimli zamka benzeyen madde üst solunum yolları enfeksiyonlarına iyi geliyor. Hemen hemen bütün ses sanatçıları seslerini açmak için kullanıyor. Ambar’da her türlü bitkisel çay mevcut. En çok satılan ürünlerden biri selülit çayı. Isırgan yaprağı, rezene, biberiye, at kestanesi yaprağı ve ardıç tohumunun karışımıyla elde ediliyor. Çayın yanında yosunlu sabun ve özel masaj yağı da alırsanız selülit probleminden kurtulabiliyormuşsunuz.baharat, gıda boyaları ve şifalı bitkiler satılıyor. ‘En çok baharat satıyoruz. Bitki haricinde baharat, sabun ve aromaterapik yağlar da satan Ucuzcular, susam yağı, badem yağı ve çörek otu gibi yağları en saf haliyle çıkartıyor. En çok saç besleyici kürler satılıyor. Son günlerin en popüler bitkisi ise sakinleştirici olarak kullanılan melisa yaprağı. Doğaya Dönüş’de ağırlıklı olarak baharatlar, bitki çayları ve aromatik yağlar satılıyor. Silivri’deki Doğaya Dönüş Çiftliği’nde özel olarak üretilen köy yumurtaları ve ev yapımı reçeller de oldukça ilgi görüyor. zeytinyağlı yemekler pişiriyorlar. Zeytinyağı Çanakkale Küçükkuyu’dan, meyve şarapları Şirince’den, ceviz reçeli İskenderun’dan, turunç ve bergamut reçeli Antalya’dan, karakovan balı ise Erzincan’dan geliyor. en çok ısırgan otu, kekik suyu, sinameki, keten tohumu, Malatya kan üzümü, Malatya karakovan petek balı ve Malatya kayısısı satılıyor. En çok satan şifalı ot ise İran safranı. Safran kanı inceltip, beyni dinlendiriyor ve ayrıca sindirime de faydası var. Bitki ve baharatın dışında kendi hazırladıkları özel macun ve karışımları satıyorlar. Bitki ve baharatlar Türkiye’nin dört bir yanından özel olarak toplatılıyor. Biber Brezilya’dan, sinemaki, karafil ve karabiber Hindistan’dan, yeşil çay Çin’den getiriliyor. Şifalı bitkiler, her çeşit toz boya, şifalı yağlar, kurutmalıklar (Antep ve Nazilli yöresinin patlıcanı, biberi), domates kurusu ve baharat satılıyor. Ürünlerin bir kısmı ithal, bir kısmı yöresel. En çok mideye yararlı olduğu söylenen kantaron otu satılıyormuş.

UZUN ÇARŞI

Medeniyetler beşiği Hatay’ın önemli simgelerinden Antakya Uzun Çarşı, tarihin baharat kokan dar sokakları, dükkânları ile kentin ticaret merkezi konumundadır. Çarşıda bulunan 17. yüzyılda yapıldığı belirtilen Kurşunlu Han, ziyaretçilerin dikkatini çekiyor.

Yüzyıllardır şehirde yaşayanlara hizmet veren çarşıda defne sabunundan nar ekşisine, zeytin yağından meyan kökü şerbetine, künefeden tepsi kebabına kadar yöreye özgü lezzet ve ürünlerini bulabilmek mümkün.

Yerli ve yabancı turistlerin uğrak yerlerinden tarihi Uzun Çarşı, kent ekonomisinin adeta can damarı  durumunda. Yaklaşık 3,5 kilometre uzunluğundaki çarşıyı her gün binlerce kişi ziyaret ediyor.

Etkinlikler